Yüzyılın Şampiyonuna Veda, Beşiktaş’a Yeni Sözler
Öncelikle Beşiktaş’ımızı 100. yılında şampiyonluğa taşıyan sayın hocamız Mircea Lucescu’ya Allah’tan rahmet, ailesine ve bütün camiamıza başsağlığı diliyorum. Beşiktaş’a sadece bir şampiyonluk değil, bambaşka bir futbol kültürü ve bakış açısı kazandırmış çok özel bir teknik direktördü.[bbc +3]
Kendisini tanıma ve uzun sohbetler etme imkânı bulduğum için kendimi gerçekten şanslı hissediyorum. Beşiktaş’ın, sadece futbolda değil hayatın her alanında bu kadar entelektüel bir teknik direktörle yolunun kesişmiş olmasının, kulübümüz adına çok büyük bir şans olduğunu düşünüyorum. 100. yıl şampiyonluğunu kazandıran bir hocanın, saha içindeki başarısının ötesinde, düşünce dünyasıyla da bu camiada iz bırakması kolay rastlanan bir durum değil.[cumhuriyet +3]
Galatasaray’ın stadında oynanan bir Galatasaray–Beşiktaş maçını, kendisiyle yan yana seyretme şerefine de erişmiştim. Her pozisyonda bir Beşiktaşlı gibi tepki veriyor, kararlar karşısında tam anlamıyla bir Beşiktaş taraftarı gibi yaşıyordu maçı. Kendisine, “Hocam, Galatasaray’da da teknik direktörlük yaptınız, orada da şampiyonluk gördünüz, size tepki göstermesinler.” dediğimde bana gülerek “Ama ben Beşiktaşlıyım.” demişti. Bu cümle, onun Beşiktaş’la kurduğu gönül bağını özetleyecek kadar kıymetli. Mekânı cennet olsun.
Denetim, Şeffaflık ve Artan Borç Gerçeği
Beşiktaş’ın bugün geldiği noktada, önce doğruyu teslim etmek gerektiğine inanıyorum. Bu nedenle sayın Gökhan Tiryaki ve ekibini, kulüpte yürüttükleri bağımsız ve doğru denetim çalışmaları için tebrik ediyorum. Artık korkmadan, çekinmeden gerçek bilgilere ulaşabiliyor olmamız Beşiktaş adına çok önemli bir kırılma. Şeffaf denetim anlayışının aynı kararlılıkla devam etmesini, böylece kulüpteki eksiklik ve yanlışlıkları birlikte görüp tartışabilmemizi umuyorum.
Ne var ki bu olumlu tabloya rağmen, borç artışı maalesef kontrolden çıkmış durumda. Önceki yönetimleri, borcu büyüttükleri için eleştiriyorduk; bugün görüyoruz ki eleştirdiğimiz artışın tamamını mevcut yönetim sadece dokuz ayda gerçekleştirmiş durumda ve daha zorunlu satın alma opsiyonları ile devre arası yapılan transferler bu tabloda tam olarak görünür bile değil. Sportif başarı deseniz, o da ortada yok. Bundan sonra bütün maçları kazansak üçüncü olabiliyoruz; tüm maçları kaybetsek beşinci bile olamıyoruz, dördüncülüğe adeta demir atmış bir Beşiktaş var. Bu ne kabul edilebilir ne de sürdürülebilir bir durum.
Beşiktaş’ın yeri, ligde dördüncülük koltuğu değil, Şampiyonlar Ligi ve şampiyonluk yarışı olmalıdır. Bu vizyon yeniden kulübe hâkim olmadıkça, Beşiktaş’ın ileri gitmesi mümkün değil. Onursal başkanımız Süleyman Seba döneminden sonra gelen hemen her yönetim ya aynı isimlerden ya aynı zihniyetlerden kuruldu. Artık bu suyun akışının değişmesi gerektiğini düşünüyorum. Camiamızın insan kaynağı, tahmin edilenden çok daha zengin ve kıymetli; mesele bu kaynağın Beşiktaş ekosistemine kalıcı şekilde akıtılması. Bunun için hem şahsen hem de birlikte çalıştığım ekiple çeşitli çalışmalar yürütüyoruz.
Kurumsal Hafıza, ISO Belgeleri ve Uğur Fora Üzerine
Divan Kurulu’nda sayın Uğur Fora’nın konuşmasını hayret, şaşkınlık ve açıkçası biraz da panikle dinledim. Kendisinin “Bir yılda nereden nereye geldik.” ifadesi, bana göre Beşiktaş’ın kurumsal kimliğinin ve kurumsal hafızasının nasıl erozyona uğradığının çarpıcı bir örneği oldu. Sayın genel sekreter, kulüpte yıllardır var olan çalışmaları ve birikimi bilmediği için, “İSO 27.001 çalışmaları yapıyoruz, Beşiktaş’ı kurumsal hale getireceğiz.” diyebiliyor. Oysa Beşiktaş’ın kalite yönetim sistem belgeleri –ISO belgeleri dahil– kulüpte on yılı aşkın süredir mevcut.
Ben aslında konuşmayı seven biri değilim ama bazı gerçeklerin altını çizmek zorundayım. Kulübe;
• ISO 9001 kalite yönetim sistemi,
• ISO 14001 çevre yönetim sistemi,
• ISO 45001 iş sağlığı ve güvenliği sistemi,
• ISO 27001 bilgi güvenliği ve gizliliği sistemi,
• ISO 50001 enerji yönetim sistemi,
• sürdürülebilirlik raporlama ve sistemi,
• kişisel verilerin korunmasına ilişkin süreç belgeleri,
• müşteri (taraftar) memnuniyeti belgesi,
• etik yönetim sistemleri, fırsat eşitliği, cinsiyetçilikle mücadele, ayrımcılık ve rüşvetle mücadeleye dair belgeler ve bunların tamamının sistemlerini kazandırmış biriyim.
Bu belgeler sayesinde stadımız beş yıldız kriterlerini karşıladı, UEFA’nın üst düzey organizasyonlarına ev sahipliği yapabilecek seviyeye geldi ve Şampiyonlar Ligi maçları oynanmasının önündeki engeller kaldırıldı. Stadın inşaatı sırasında yaşanan iş kazaları sonrası gündeme gelen mühürleme riski bile, bu sistemler ve belgeler sayesinde yönetilerek, inşaatın durmasının önüne geçildi. Beşiktaş’a giren bir haciz bile, bu kurumsal altyapı sayesinde bertaraf edilebildi. Bunların tamamı, basit bir Google aramasıyla doğrulanabilecek, kamuya açık bilgiler
Hal böyleyken, “Bir yılda nereden nereye geldik.” demek, on küsur yılda nereden nereye gelindiğinden habersiz olduğunuzu gösterir. Daha da önemlisi; “ISO 27001 belgesi çalışmalarımız sürüyor, yılbaşında alıyoruz.” denilen belgenin aslında kulüpte halihazırda var olduğunu bilmeden konuşmak, camiaya yanlış bir algı sunmaktır. Sistemin devamlılığını engelleyen, Beşiktaş tarihinin en başarısız CEO’larından biri olarak gördüğüm, görevden uzaklaştırılan isimdi; buna rağmen, doğru aktarılmış olsa sistem sürdürülebilirdi. Ne yazık ki o bile yapılmamış.
Bugün Beşiktaş kurumsal, finansal, sportif ve hukuki olarak –yani kulübün dört temel saç ayağında– son derece kötü yönetiliyor. O yüzden tekrar söylüyorum: Bu suyun akışının değişmesi gerekiyor.
Hayal Satmak ile Gerçekçi Vizyon Arasında
Sayın Uğur Fora konuşmalarında, sürekli geleceğe yönelik umut veren, yeni nesil gelir artırıcı projelerden, dijitalleşmeden ve kulübün hızlanmasından bahsediyor. Ne var ki pratikte baktığımızda, aplikasyon projesi ve diğer gelir artırıcı projelerin önemli kısmı hâlâ atıl durumda. Elimizde, normalde İnşaat A.Ş. tarafından yapılması gereken ama farklı şekillerde hayata geçirilen ve pay ortağı olduğumuz bir Dikilitaş projesi kaldı. Oradan geleceğini düşündüğümüz geliri de şimdiden zorunlu satın alma opsiyonlarına bağlamış durumdayız.
Bu noktada sormak zorundayım: Bu polyanacılık nereden geliyor? Bu Andersen masalları kime anlatılıyor? Camiamız olarak, ölçülemeyen, denetlenemeyen, kontrol edilemeyen vaatleri dinlemeye o kadar alıştık ki, mevcut iktidarların ve yöneticilerin sözlerine kanmaya devam ediyoruz. Oysa yalın gerçek şu: Beşiktaş’ta bu suyun akışı henüz değişmiş değil.
Kendi adıma, sayın Uğur Fora’nın liyakatli bir Beşiktaşlı olarak el attığı konularda başarılı olacağını düşünmüştüm. Ancak bugün geldiğimiz noktada, sadece hayal pazarlayan bir çizgide kaldığını görüyor ve bu durumdan dolayı büyük bir üzüntü duyuyorum.
Seçim, Dijitalleşme ve “Biz Buradayız”
Sözün özü, artık Beşiktaş’ta yeni şeyler söylemek ve yeni bir yol çizmek gerekiyor. Divan Kurulu’nda gördüğüm tablo, beklentimin yüksekliğinin de etkisiyle eleştirilerimi sertleştiriyor; çünkü her geçen gün artan borç, sportif başarısızlığın getirdiği finansal zarar, katlanarak büyüyen ekonomik yük, kurumsal hedefsizlik, kurumsal hafızanın ve kimliğin erozyonu, hukuki alandaki zaaflar bir araya geldiğinde, Türkiye’nin en büyük spor ve futbol markası olan Beşiktaş’ın düştüğü durumu daha net görmüş oluyoruz.
Bu gidişatı değiştirmek için, naçizane, birlikte yol yürüdüğüm ekiple beraber ciddi çalışmalar yapıyoruz. Görünen o ki Beşiktaş, yakın zamanda bir seçim sürecine girmek zorunda kalacak. Madem dijitalleşmekten söz ediyoruz, o zaman sayın Uğur Fora’dan ricam, bu dijital vizyonu somutlaştırarak, kulübün aplikasyonu üzerinden oy verme mekanizmasını da devreye almasıdır. Böyle bir adım, hem adayların kendilerini daha geniş kitlelere anlatmasını sağlar hem de Beşiktaş’ı esir almış 200–250 kişilik dar kongre erkinin yarattığı kısır döngüyü kırmak için önemli bir fırsat sunar.
Beşiktaş’ın yönetilebilir, denetlenebilir, hesap verebilir bir yapıya kavuşması için bu değişime ihtiyacımız var. Biz buradayız, hazırlıklarımızı yapıyoruz ve adayız. Amacımız; planlarımızı, projelerimizi ve kurduğumuz yapılanmaları Beşiktaş’ın kurumsal ekosistemine kalıcı fayda sağlayacak şekilde hayata geçirmek. Çünkü Beşiktaş, hayal satılacak bir kulüp değil; emek, liyakat ve şeffaflıkla yönetilmesi gereken, büyük bir değer.