Beşiktaş Haberleri
48,1221 %0.06
56,1119 %-0.13
7.102,80 %-1.39

Beşiktaş’ın Sorunu Sadece Hakem Değil: Sahada da Masada da Güçlü Olmak Zorundayız

YAYINLAMA:

Beşiktaş’ın ligin ikinci haftasında Alanyaspor karşısında yaşadığı hayal kırıklığından sonra insanın aklına ister istemez aynı soru geliyor:

Beşiktaş neden her sezon yeniden havlu atma korkusuyla karşı karşıya kalıyor?

Ve daha önemlisi…

Bu tablonun sorumlusu kim?

Cevabı yalnızca hakemde, VAR’da, federasyonda ya da teknik direktörde ararsak Beşiktaş’ın asıl problemini yine ıskalarız.

Çünkü Beşiktaş’ın problemi bir maçtan, bir hakemden, bir transferden veya bir teknik direktörden çok daha büyük.

Bu, yıllardır devam eden bir yönetim, planlama, kurumsallaşma, kadro mühendisliği, futbol aklı ve organizasyon problemidir.

Önce hakkı teslim edelim: Alanya’da Beşiktaş’ın canı yandı

Alanyaspor maçında yaşananları görmezden gelmek mümkün değil.

Trossard’a yapılan ve kırmızı kart tartışmasına konu olan müdahale, Oh’un iptal edilen golü ve Vlahovic’in ceza sahasındaki pozisyonu ciddi şekilde tartışıldı. Maçın ardından eski hakemlerin değerlendirmelerinde de bazı kritik pozisyonlarda Beşiktaş lehine karar verilmesi gerektiği yönünde görüşler ortaya çıktı.

Dolayısıyla şunu açıkça söylemek gerekir:

Beşiktaş Alanyaspor karşısında yalnızca kendi futboluyla mücadele etmedi. Hakem ve VAR kararlarının da maçın sonucuna etki ettiği bir karşılaşma yaşandı.

Bunu söylemek yönetimin bütün hatalarını unutturmaz.

Tam tersine…

Hakem hatalarını eleştirmek başka, yönetim hatalarını görmezden gelmek başka şeydir.

Beşiktaş’ın hakkı yenmiş olabilir.

Ama Beşiktaş yönetiminin de Beşiktaş’ın hakkını koruyacak sistemi kurma sorumluluğu vardır.

İşte asıl mesele burada başlıyor.

Lastik patladıktan sonra adalet aramanın anlamı yok

Hakemler aynı.

MHK aynı.

Federasyon aynı.

Sistem aynı.

Peki sezon başlamadan önce ne yaptık?

Kulüpler Birliği’nde bu konuyu gündeme getirdik mi?

UEFA’ya, ilgili uluslararası futbol kurumlarına sistematik bir başvuru yaptık mı?

Hakem ve gözlemci atama sisteminin daha şeffaf ve ölçülebilir olması için somut bir model ortaya koyduk mu?

Fikstür çekildiğinde itirazımızı ortaya koyduk mu?

Daha adil bir fikstür için alternatif bir model önerdik mi?

Yoksa bütün bunları sezon başladıktan sonra mı konuşmaya başladık?

Çünkü lastik patladıktan sonra “yol bozuktu” demenin Beşiktaş’a hiçbir faydası yok.

Yolun bozuk olduğunu biliyorsanız, lastik patlamadan önce önlem almak zorundasınız.

Fikstür meselesi bile bize aynı şeyi anlatıyor

Sezon fikstürü çekiliyor.

Rakiplerin art arda altı maç İstanbul’da oynayabildiği bir yapı ortaya çıkıyor.

Beşiktaş ise Ağustos sıcağında Alanya’ya gidiyor; sezonun ilerleyen bölümünde Erzurum gibi deplasmanlarla karşılaşıyor.

Elbette futbol fikstürü bir takımın şampiyon olup olmayacağını tek başına belirlemez.

Ama rekabet koşullarının adil olup olmadığı tartışmasını da yok sayamazsınız.

İki hafta üst üste İstanbul’da oynamak bir kulüp için nasıl bir avantaj yaratıyorsa, sıcak iklimde deplasman yapmak veya uzun seyahatler de aynı şekilde fiziksel ve lojistik maliyet yaratır.

Peki Beşiktaş bu konuda ne yaptı?

İtiraz etti mi?

Alternatif bir fikstür modeli önerdi mi?

Kulüpler Birliği’nde diğer kulüplerle ortak bir çalışma yaptı mı?

“Ben fikstürden memnun değilim” demek başka, “daha adil fikstür sistemi budur” diyerek masaya model koymak başka.

Beşiktaş’ın artık ikincisini yapması gerekiyor.

Çünkü dünyada güçlü kulüpler yalnızca sahada mücadele etmiyor.

Masada da mücadele ediyor.

Beşiktaş’ın asıl problemi burada

Yaklaşık iki yıl önce mevcut yönetim göreve geldiğinde Beşiktaş’ın kaybedecek bir saniyesinin bile olmadığını, kulüple ilgili yapılması gereken her şeyin hızla gerçekleştirileceğini söyleyen bir yönetim vardı.

Aradan geçen zaman içerisinde ise Beşiktaş’ın kronik sorunlarının önemli bir bölümünün çözülmek yerine alışkanlığa dönüştüğünü görüyoruz.

Son altı yıldır Beşiktaş’ın yaşadığı sportif başarısızlığın ve rekabetsizliğin gerçek anlamda hesabını veren kaç kişi oldu?

Neden Beşiktaş bu noktaya geldi?

Neden sürdürülebilir bir futbol modeli kurulamadı?

Neden her sezon yeniden kadro kuruluyor?

Neden transfer politikası uzun vadeli futbol aklından ziyade dönemsel heyecanlara göre şekilleniyor?

Neden kurumsal iletişim konusunda sürekli savunma refleksi gösteriliyor?

Neden Beşiktaş’ın ekonomik, sportif, hukuki ve kurumsal yapısı aynı stratejinin parçaları haline getirilemiyor?

Bunlar cevaplanmadan sadece “hakem bizi doğradı” demek Beşiktaş’ın geleceğini kurtarmaz.

Bu sezon umut var. Ama umut, planın yerine geçemez.

Burada yönetimin hakkını da teslim etmek gerekiyor.

İlk kez uzun zamandır taraftarın ve futbol kamuoyunun heyecanını yükselten bazı transferler yapıldı.

Kadronun niteliği ve isimlerin ağırlığı Beşiktaş’ın yeniden rekabetçi olabileceğine dair umut yarattı.

Önder Özen’in sportif direktörlük görevi ve Vincenzo Italiano’nun teknik direktörlüğü de şahsen benim açımdan gelecek adına umut veren tercihler.

Özellikle doğru sportif akıl ile doğru teknik aklın bir araya gelmesi, Beşiktaş için önemli bir fırsat olabilir.

Fakat burada çok temel bir ayrımı yapmak gerekiyor:

Kadro mühendisliği, yıldız transferi yapmak değildir.

Kadro mühendisliği;

hangi sistemde oynayacağınızı,

hangi oyuncu profillerine ihtiyaç duyduğunuzu,

hangi yaş aralığında bir kadro kuracağınızı,

maaş bütçenizi,

sözleşme sürelerini,

satılabilir oyuncu havuzunuzu,

altyapıdan gelecek oyuncuları,

Avrupa hedefinizi,

üç yıllık sportif planınızı

aynı anda düşünmektir.

Bir oyuncunun dünya yıldızı olması, o oyuncunun Beşiktaş’ın kadro mühendisliği açısından doğru transfer olduğu anlamına gelmez.

Yıldız transferi heyecan yaratır.

Doğru kadro mühendisliği başarı yaratır.

Bu ikisini birbirine karıştırmayalım.

Beşiktaş’ın artık “büyük başkan” değil, büyük sistem ihtiyacı var

Bizim futbol kültürümüzün en büyük hastalıklarından biri şu:

Bir isim çıksın.

Kulübü kurtarsın.

Transfer yapsın.

Bir dünya yıldızı getirsin.

Taraftarın önüne çıksın.

“Büyük başkan” olsun.

Sonra bir şampiyonluk gelsin.

Biz de bunu kulüp yönetmek zannedelim.

Hayır.

Kulüp yönetmek bu değil.

Ara sıra gelen sürpriz şampiyonluğu sürdürülebilir başarı zannetmek, Beşiktaş gibi bir kulübün hedeflerini küçültmektir.

Çareyi sürekli kişilerde arayan ülkeler, dönüp dolaşıp başladıkları yere gelir.

Çünkü:

İyi sistem çöpü adam eder, sistemsizlik adamı çöp eder.

Beşiktaş’ın artık bir kurtarıcıya değil, kendisini her yönetimden bağımsız şekilde güçlü kılacak bir sisteme ihtiyacı var.

Sahada güçlü, masada güçsüz olamazsınız

Beşiktaş’ın önündeki temel meselelerden biri de budur.

Sahada iyi takım kuracaksınız.

Ama aynı zamanda masada da güçlü olacaksınız.

Hakem sistemini takip edeceksiniz.

Gözlemci sistemini takip edeceksiniz.

Federasyon ilişkilerini profesyonel biçimde yöneteceksiniz.

Kulüpler Birliği’nde etkin olacaksınız.

UEFA ve Avrupa futbol ekosistemiyle güçlü ilişkiler kuracaksınız.

Hukuk departmanınızı güçlendireceksiniz.

Veriye dayalı analiz yapacaksınız.

Fikstürü, hakem performanslarını, VAR kararlarını, seyahat yükünü, dinlenme sürelerini ve rekabet koşullarını ölçülebilir şekilde analiz edeceksiniz.

Ve gerektiğinde masaya dosya koyacaksınız.

Tweet atmak bunun yerine geçmez.

Sosyal medyada rakibe veya federasyona ayar vermek bunun yerine geçmez.

Masada güç, sosyal medya gürültüsüyle değil; bilgi, veri, network, hukuk ve kurumsal ağırlıkla elde edilir.

Beşiktaş’ın marka değeri yönetimlerin marka değerinden büyüktür

Bence Beşiktaş’ın son yıllardaki en büyük problemlerinden biri de burada yatıyor.

Beşiktaş Türkiye’nin en büyük spor markalarından biri.

Gelenekten geleceğe uzanan muazzam bir tarihi, taraftar gücü, uluslararası bilinirliği ve kültürel karşılığı var.

Fakat yıllardır karşı karşıya olduğumuz temel problem şu:

Beşiktaş’ın marka değeri, onu yönetenlerin vizyonunun önünde.

Yani Beşiktaş’ın potansiyeli, yönetimlerin kurduğu sistemin çok üzerinde.

Bu nedenle kulüp;

finansal olarak,

sportif olarak,

kurumsal olarak,

hukuki olarak

ve uluslararası ilişkiler bakımından olması gereken seviyenin gerisinde kalıyor.

Artık yönetimlerin Beşiktaş’ın marka değerine yetişmesi gerekiyor.

Hatta daha fazlası…

Beşiktaş’ın marka değerini uluslararası alanda büyütecek seviyede yönetilmesi gerekiyor.

Beşiktaş’ın hedefi sadece Türkiye’de  şampiyonluk değil, Avrupa’da kalıcı rekabet olmalı

Bence en önemli zihniyet değişikliği burada.

Beşiktaş’ın ana hedefini yalnızca Süper Lig’de şampiyon olmak olarak belirlemek artık yeterli değildir.

Şampiyonluk elbette hedef olacaktır.

Ama asıl stratejik hedef Avrupa olmalıdır.

Beşiktaş;

Avrupa’da düzenli olarak grup aşamalarında yer alan,

UEFA gelirlerini artıran,

oyuncu geliştiren,

oyuncu satan,

uluslararası scout ağı kuran,

Avrupa kulüpleriyle ortak projeler geliştiren,

altyapısını Avrupa standardına taşıyan,

spor bilimleri, performans, veri analitiği ve sağlık teknolojilerini kullanan,

markasını Avrupa’da büyüten

bir kulüp olmak zorundadır.

Çünkü Avrupa’da rekabet edemeyen bir Beşiktaş, Türkiye’de de uzun vadede gerçek anlamda güçlü kalamaz.

Önümüzdeki mesele bir teknik direktör meselesi değildir

İtalyano iyi mi?

Önder Özen doğru tercih mi?

Transferler doğru mu?

Bunların hepsi önemli.

Ama asıl soru şu:

Bu insanların etrafında doğru sistem kurulacak mı?

Sportif direktörün yetkisi net mi?

Teknik direktör ile yönetim arasındaki görev tanımı net mi?

Scouting departmanı bağımsız ve profesyonel mi?

Transfer komitesi hangi kriterlerle çalışıyor?

Oyuncu sözleşmelerinin finansal modeli nedir?

Altyapı A takıma nasıl bağlanacak?

Performans verileri nasıl kullanılacak?

Sporcu sağlığı ve sakatlık yönetimi nasıl yapılacak?

Avrupa futbol ağı nasıl kurulacak?

Kulübün hukuk, finans, iletişim ve sportif departmanları aynı stratejik hedefe hizmet ediyor mu?

İşte Beşiktaş’ın geleceğini bunlar belirleyecek.

Dört ayaklı masa

Ben Beşiktaş’ın geleceğini dört temel ayak üzerinde görüyorum:

Sportif yapı.

Kurumsal yapı.

Finansal-hukuki yapı.

Kurumsal iletişim ve uluslararası network.

Bu dört ayaktan biri eksik olduğunda masa sallanıyor.

İkisi eksik olduğunda kulüp kriz yaşıyor.

Üçü eksik olduğunda ise sportif başarı tesadüfe dönüşüyor.

Beşiktaş’ın yıllardır yaşadığı problem tam olarak budur.

Bir tarafı düzeltirken diğer tarafı ihmal ediyoruz.

Transfer yapıyoruz, finansı unutuyoruz.

Teknik direktör getiriyoruz, kadro mühendisliğini unutuyoruz.

Hakeme tepki gösteriyoruz, masadaki gücü unutuyoruz.

Sosyal medyada açıklama yapıyoruz, kurumsal iletişimi unutuyoruz.

Şampiyonluk istiyoruz, sürdürülebilirliği unutuyoruz.

Beşiktaş’ın artık refleks değil, strateji üretmesi gerekiyor

Alanyaspor maçından sonra öfke anlaşılabilir.

Taraftarın tepkisi anlaşılabilir.

Hakeme ve VAR’a yönelik eleştiriler de son derece meşrudur.

Ama Beşiktaş yönetiminin bundan sonra yapması gereken yalnızca açıklama yapmak olmamalı.

Bir model ortaya koymalı.

Hakem yönetimi konusunda model.

Fikstür konusunda model.

VAR konusunda model.

Kulüpler Birliği’nde model.

UEFA ilişkilerinde model.

Sportif yapılanmada model.

Finansal sürdürülebilirlikte model.

Kadro mühendisliğinde model.

Kurumsal iletişimde model.

Çünkü Beşiktaş’ın problemi bir tane kötü hakem değildir.

Beşiktaş’ın problemi, kötü bir sistem karşısında kendi sistemini kuramamış olmasıdır.

Ve son söz…

Ben Beşiktaş’ın bugününü eleştirirken geleceğinden umudumu kesmiş değilim.

Tam tersine.

Önder Özen ve Vincenzo Italiano tercihleri, doğru kullanılır ve üzerlerine doğru bir yapı inşa edilirse Beşiktaş’ın yeniden ayağa kalkması için önemli bir fırsat olabilir.

Ama bunun için yönetimin de değişmesi gerekiyor.

Sadece kadro değil.

Yönetim anlayışı değişmeli.

Sadece transfer politikası değil.

Kadro mühendisliği değişmeli.

Sadece hakemlere tepki değil.

Hakem sistemiyle mücadele yöntemi değişmeli.

Sadece sosyal medya iletişimi değil.

Kurumsal iletişim değişmeli.

Sadece Türkiye’de şampiyonluk değil.

Avrupa’da kalıcı rekabet hedeflenmeli.

Ve en önemlisi…

Beşiktaş artık birilerinin çıkıp kurtaracağı bir kulüp olarak görülmemeli.

Beşiktaş, doğru sistem kurulduğunda zaten kendisini yukarı taşıyacak kadar büyük bir markadır.

Bugün ihtiyacımız olan şey yeni bir kahraman değil.

Yeni bir futbol aklı.

Yeni bir yönetim kültürü.

Yeni bir kurumsallaşma anlayışı.

Yeni bir Avrupa vizyonu.

Ve sahada olduğu kadar masada da güçlü bir Beşiktaş.

Çünkü hakemler değişebilir.

MHK değişebilir.

Federasyon değişebilir.

Başkanlar değişebilir.

Teknik direktörler değişebilir.

Futbolcular değişebilir.

Ama sistem değişmezse sonuç değişmez.

Beşiktaş’ın artık kişilere değil, sisteme yatırım yapmasının zamanı geldi.

Çünkü;

İyi sistem çöpü adam eder, sistemsizlik adamı çöp eder.

Beşiktaş’ın önünde iki tercih var:

Ya yine bir isim çıkacak ve hep birlikte onun Beşiktaş’ı kurtarmasını bekleyeceğiz…

Ya da hep birlikte Beşiktaş’ı kurtaracak sistemi kuracağız.

Tercih camianın.

Yorumlar
Yorum yazma kurallarını okumuş ve kabul etmiş sayılırsınız