Beşiktaş Haberleri
48,4680 %0.06
56,3264 %-0.03
6.847,31 %-0.19

İTALİANO ÇAĞI

YAYINLAMA:
İTALİANO ÇAĞI

Kıymetli okurlarım,
Bazı galibiyetler vardır, üç puandan fazlasıdır.
Bazı deplasmanlar vardır, yalnızca rakip takımın stadı değildir.
Bazı geceler vardır, sezonun geri kalanına dair küçük de olsa bir işaret bırakır.
İşte 5 Eylül gecesi Kadıköy'de oynanan Fenerbahçe-Beşiktaş karşılaşması benim için tam olarak böyle bir geceydi.
Beşiktaş, yıllardır kendisini içine çeken o ağır döngülerden bir tanesini daha kırdı.
Hem de Kadıköy'de.
Hem de geriye düştüğü bir maçta.
Hem de sezonun henüz dördüncü haftasında.
Fenerbahçe öne geçti.
Rıdvan Yılmaz cevap verdi.
Ve sonra sahneye Dusan Vlahovic çıktı.
73.dakikada gelen gol yalnızca skoru 2-1'e getirmedi. Siyah-beyazlı takımın yıllardır ihtiyaç duyduğu o büyük deplasman özgüvenine de dokundu.
Fakat bu galibiyeti yalnızca Vlahovic'in golüne indirgemek büyük haksızlık olur.
Çünkü Kadıköy'de bir Vlahovic, bir Trossard, bir Orkun Kökçü ve onların arkasında ne yaptığını bilen bir takım vardı.
İşte asıl mesele burada başlıyor.
YILDIZLAR SAHNEDE
Dünyanın parasını harcayıp yıldız transfer etmek kolaydır.
Zor olan, o yıldızları aynı hikâyenin içerisinde oynatabilmektir.
Vlahovic'i alırsınız.
Trossard'ı alırsınız.
Orkun Kökçü'yü alırsınız.
Sonra dönüp kendinize şu soruyu sorarsınız:
Peki bu oyuncular aynı takımın hikâyesini yazabilecek mi?
Kadıköy'deki cevap şimdilik oldukça net.
Evet.
Çünkü bu kez yıldızlar sadece isim olarak sahada değildi. Oyunun içerisinde, mücadelenin içerisinde ve galibiyetin içerisinde vardılar.
Orkun Kökçü orta sahada takımın aklını temsil ederken, Trossard hücumdaki hareketliliği ve kalitesiyle fark yarattı. Vlahovic ise büyük maçların büyük oyunculara ihtiyaç duyduğu o anlardan birinde ortaya çıktı.
Ve golünü attı.
Büyük oyuncuların farkı da biraz burada değil midir?
Herkes iyi oynarken iyi oynamak değil.
Herkesin sustuğu anda konuşabilmek.
Kıymetli okurlarım,
Vincenzo Italiano'nun Beşiktaş'a gelişiyle ilgili daha önce de umut veren ifadeler kullanmıştım.
Ancak şimdi başka bir noktadayız.
Çünkü bazı teknik direktörler takım çalıştırır.
Bazıları ise takımın karakterini değiştirir.
İtaliano'nun Beşiktaş'ta yaptığı şeyin ikinci kategoriye doğru ilerlediğini düşünüyorum.
Hradec Kralove maçlarından bu yana ortaya çıkan oyun, ardından ligde gelen sonuçlar ve şimdi Kadıköy'de alınan bu galibiyet...
Bunların tamamını üst üste koyduğumuzda ortada tesadüf demenin artık kolay olmadığını düşünüyorum.
Bu takım artık yalnızca kazanmak istemiyor.
Kazanabileceğine inanıyor.
Aradaki fark çok büyük.
Geçmiş yıllarda Beşiktaş'ın en büyük problemlerinden biri de tam olarak buydu. İyi başlamak, birkaç hafta güzel futbol oynamak, taraftarı heyecanlandırmak...
Sonra bir kırılma.
Sonra bir düşüş.
Sonra yeniden başa dönüş.
Sisyphus'un kayayı dağın tepesine taşıması gibi.
Tam zirveye ulaşıyorsunuz.
Sonra her şey aşağı yuvarlanıyor.
Ama bu defa farklı bir şey var.
Bu defa kayanın aşağı yuvarlanmasına izin vermeyen bir teknik akıl var.
Şampiyonluk İşaretleri mi?
Şimdi gelelim asıl soruya.
Kadıköy'deki bu galibiyet Beşiktaş'ın şampiyon olacağının işareti midir?
Ben şahsi olarak bunun çok güçlü bir işaret olduğunu düşünüyorum.
Çünkü şampiyonluk yalnızca ligin son haftasında kazanılan puanlarla gelmez.
Şampiyonluk kültürü böyle oluşur.
Büyük deplasmanlarda kazanarak.
Geriden gelip maç çevirerek.
Rakibin baskısından korkmayarak.
Ve en önemlisi, “Biz bunu başarabiliriz” düşüncesini takımın tamamına yerleştirerek.
Kadıköy'de kazanmak bu nedenle önemlidir.
Bu üç puan belki sezon sonunda şampiyonluk kupasının üzerine yazılmayacak.
Ama sezon sonunda geriye dönüp baktığımızda şu cümleyi kurabiliriz:
“Her şey o gece değişmeye başlamıştı.”
AMA...
Kıymetli okurlarım, burada çok önemli bir parantez açmak gerekiyor.
Sakın rehavete kapılmayın.
Sakın.
Çünkü daha ligin dördüncü haftasındayız.
Bir deplasman galibiyetiyle şampiyon olunmaz.
Bir derbi kazanarak şampiyon olunmaz.
Vlahovic'in attığı bir golle şampiyon olunmaz.
Trossard'ın klas hareketleriyle, Orkun'un oyun aklıyla da şampiyon olunmaz.
Şampiyonluk uzun bir yolculuktur.
Bugün Kadıköy'de kazanan Beşiktaş, yarın Anadolu'nun herhangi bir deplasmanında aynı ciddiyeti gösteremezse bu galibiyetin anlamı azalır.
Asıl mesele şimdi başlıyor.
Çünkü rakipler artık Beşiktaş'ı daha farklı izleyecek.
İtaliano'nun takımını çözmeye çalışacak.
Vlahovic'i durdurmaya çalışacak.
Trossard'a alan vermeyecek.
Orkun'un oyun kurmasını engellemek isteyecek.
Ve Beşiktaş'ın vereceği cevap, bu sezonun gerçek hikâyesini yazacak.
KADIKÖY'DE BİR KAPI AÇILDI
Benim gördüğüm şudur:
Beşiktaş, Kadıköy'de yalnızca Fenerbahçe'yi yenmedi.
Kendi geçmişinin ağırlığına da karşı koydu.
Geriden geldi.
Yıkılmadı.
Bekledi.
Savaştı.
Ve kazandı.
İşte bu yüzden bu galibiyeti sıradan bir derbi galibiyeti olarak görmüyorum.
Belki de yeni bir çağın ilk sayfası açıldı.
Belki de Vincenzo İtaliano'nun Beşiktaş'ı, geçmişte yarım kalan hikâyeleri tamamlamak için sahneye çıktı.
Belki de Vlahovic, Trossard ve Orkun Kökçü'nün öncülüğünde yeni bir Beşiktaş hikâyesi yazılmaya başladı.
Ama unutulmamalıdır:
Şampiyonluk yolu Kadıköy'de açılmış olabilir. Fakat o yol daha çok uzundur.
Ve o yolda yürümek için yalnızca yetenek değil, sabır gerekir.
Yalnızca yıldız değil, karakter gerekir.
Yalnızca kazanmak değil, kazanmaya devam etmek gerekir.
Dilerim ki bu galibiyet bir başlangıç olsun.
Dilerim ki Kadıköy'de yakılan bu ateş sezon sonuna kadar sönmesin.
Çünkü büyük zaferler bir gecede kazanılır.
Ama büyük şampiyonluklar, o gecenin ardından gösterilen istikrarla kazanılır.

Yorumlar
Yorum yazma kurallarını okumuş ve kabul etmiş sayılırsınız