Beşiktaş Haberleri
49,9563 %0.08
55,9640 %0.09
6.404,03 %-0.75

CUMHURİYET'İN YÜZ AKI: BEŞİKTAŞ

YAYINLAMA:
CUMHURİYET'İN YÜZ AKI: BEŞİKTAŞ


Bazı kulüplerin müzesinde kupalar vardır.
Bazılarının ise kupaların yanına koyduğu bir karakteri…
Beşiktaş’ın hikâyesini yalnızca kaç şampiyonluk kazandığıyla, kaç kupa kaldırdığıyla yahut hangi büyük takımı hangi gece mağlup ettiğiyle anlatmaya çalışırsanız eksik kalır.
Çünkü Beşiktaş'ın asıl hikâyesi tabelalarda değil, taşıdığı değerlerde yazılıdır.
Ve o değerlerin yolu, bir yerde mutlaka Cumhuriyet'le kesişir.
1903'te henüz ortada Cumhuriyet yokken doğdu Beşiktaş.
Bir imparatorluğun son yıllarını gördü. Balkan Harbi'ni gördü. Çanakkale'yi gördü. Bir neslin cephelere gidişini, bazılarının bir daha dönemeyişini gördü.
Sonra 29 Ekim 1923 geldi.
Cumhuriyet ilan edildiğinde Beşiktaş yirmi yaşındaydı.
Genç bir kulüp ile genç bir Cumhuriyet artık aynı ülkede büyüyecekti.
Ve belki de Beşiktaş'ı diğerlerinden ayıran hikâye tam burada başladı.
Çünkü Cumhuriyet yalnızca bir devletin adı değildi.
Cumhuriyet; kim olduğuna değil, ne yaptığına bakılmasıydı.
Cumhuriyet; çalışmaktı.
Cumhuriyet; liyakatti.
Cumhuriyet; bağımsızlıktı.
Cumhuriyet; kimseden imtiyaz beklemeden kendi ayaklarının üzerinde durabilmekti.
Bir Beşiktaşlıya biraz tanıdık geliyor değil mi?
Göğsündeki Ay-Yıldız
Bir Beşiktaş formasına dikkatlice bakın.
Siyahı görürsünüz.
Beyazı görürsünüz.
Bir de tam ortasında Ay-Yıldız'ı…
Beşiktaş'ın kulüp tüzüğünde de armanın merkezindeki Türk Bayrağı açık biçimde tarif edilir.
O Ay-Yıldız oraya bir tasarımcının estetik tercihiyle konulmuş sıradan bir şekil değildir.
Bir aidiyetin sembolüdür.
Beşiktaş'ın tarihi boyunca kendisini yalnızca bir semtin yahut bir futbol takımının temsilcisi olarak görmemesinin nişanesidir.
Zaten bazen tarih insanın önüne öyle bir an çıkarır ki, taşıdığınız sembolün hakkını vermeniz gerekir.
Beşiktaş o anlardan birini 1950 yılında yaşadı.
Türkiye'nin bugünkü anlamıyla düzenli bir millî takım organizasyonunun bulunmadığı şartlarda, Amerika Birleşik Devletleri'ndeki turnuvaya Türkiye'yi temsilen giden takım Beşiktaş'tı.
Düşünün…
Uçağa yalnızca siyah-beyaz formalar binmedi.
Bir memleket bindi.
İstanbul bindi.
Dolmabahçe bindi.
Henüz dünyanın bugünkü kadar küçülmediği, okyanus ötesine gitmenin başlı başına hadise olduğu yıllarda Beşiktaş Amerika'ya çıktı.
Karşısında ABD Millî Takımı vardı.
Maç bittiğinde tabela:
ABD 0 - 5 Beşiktaş.
O gün atılan beş gol, Beşiktaş hanesine yazıldı.
Ama kazanılan itibar Türkiye'nindi.
İşte Beşiktaşlılık biraz da budur.
Gerektiğinde kendi ismini ikinci sıraya yazıp memleketinin adını birinci sıraya koyabilmek.
Cumhuriyetin Spor Kulübü
Cumhuriyet'in en büyük iddialarından biri modernleşmeydi.
Güçlü, eğitimli, dünyayla yarışabilen nesiller yetiştirmekti.
Spor bunun ayrılmaz bir parçasıydı.
Beşiktaş da daha ilk yıllarından itibaren yalnızca futbol oynayan bir kulüp olmadı.
Jimnastik yaptı.
Güreş yaptı.
Atletizm yaptı.
Boks yaptı.
Eskrim yaptı.
Kadın sporcular yetiştirdi.
1936 Berlin Olimpiyatları'na Türkiye'den ilk kez kadın sporcu gönderen kulüp Beşiktaş'tı.
Çünkü Cumhuriyet'in kadını tribünün arkasında saklanan değil, hayatın her alanında bulunan kadındı.
Sahada da…
Pistte de…
Olimpiyatta da…
Beşiktaş'ın öncülük ettiği spor kültürüne baktığınızda aslında Cumhuriyet'in idealindeki insanı görürsünüz:
Sağlam vücut.
Hür fikir.
Ahlak.
Mücadele.
Ve en önemlisi, fırsat verildiğinde başarabileceğine inanan insan.
Efendi Olmak
Beşiktaş tarihinin en güzel sıfatlarından biri belki de hiçbir kupanın üzerinde yazmaz.
Efendi.
Efendi Beşiktaş.
Bugün "efendilik" bazen yanlış anlaşılıyor.
Sessiz kalmak sanılıyor.
Hakkını aramamak sanılıyor.
Oysa efendilik başka bir şeydir.
Gücün varken ölçülü olmaktır.
Kazandığında rakibini aşağılamamaktır.
Kaybettiğinde bahaneye sığınmamaktır.
Hakkını ararken başkasının hakkına göz dikmemektir.
Cumhuriyet'in yurttaşlık fikri de biraz böyle değil midir zaten?
Kimsenin kimseden üstün olmadığı ama herkesin kendi emeğiyle yükselebileceği bir düzen.
Beşiktaş'ın "şerefli ikincilikleri" anlatılırken insanların hâlâ gözlerinin dolmasının sebebi de belki budur.
Çünkü bazı camialar için yalnızca kazanmak önemlidir.
Beşiktaşlı için nasıl kazandığın da önemlidir.
Akaretler'den Cumhuriyet'e
Beşiktaş ile Mustafa Kemal Atatürk arasındaki bağ da sonradan üretilmiş bir pazarlama hikâyesi değildir.
Kulübün kendi tarihçesinde Atatürk'ün ilgilendiği ve ziyaret ettiği ilk spor kulübünün 1914 yılında Beşiktaş olduğu belirtilir.
Sonrasında Cumhuriyet kurulacak, spor modern Türkiye'nin inşasının önemli unsurlarından biri hâline gelecekti.
Atatürk'ün gençliğe bıraktığı akıl, bilim, çalışma ve ahlak mirasıyla Beşiktaş'ın spor anlayışı yan yana geldiğinde ortaya şaşırtıcı olmayan bir yakınlık çıkar.
Bu nedenle Beşiktaş için Cumhuriyet Bayramı yalnızca takvimde kırmızıyla işaretlenmiş bir gün değildir.
Çünkü Beşiktaş'ın karakterindeki pek çok kelime Cumhuriyet'in sözlüğünden gelir.
Bağımsızlık.
Eşitlik.
Mücadele.
Çağdaşlık.
Gençlik.
Spor.
Vatan.
Beşiktaş Bir Semtten Fazlasıdır
Elbette Beşiktaş bir futbol kulübüdür.
Elbette maç kaybeder.
Yanlış transfer yapar.
Kötü yönetilir.
Şampiyonluktan uzak kalır.
Bazen kendi büyüklüğüne yakışmayan dönemlerden geçer.
Fakat tam da böyle zamanlarda dönüp müzedeki kupalara değil, tarihe bakmak gerekir.
Çünkü büyüklük yalnızca iyi günlerde kaç kişiyi sevindirdiğiniz değildir.
Büyüklük, kötü günlerde neyi temsil etmeye devam ettiğinizdir.
Bir zamanlar Amerika'ya giderken bavuluna yalnızca siyah-beyaz formasını değil, Türkiye'nin itibarını koyanların kulübüdür Beşiktaş.
Göğsünde Ay-Yıldız taşıyanların…
Olimpiyatlara kadın sporcu gönderenlerin…
Cepheye sporcu uğurlayanların…
Akaretler'den Dolmabahçe'ye, Dolmabahçe'den dünyanın öbür ucuna giderken kimliğini unutmayanların kulübüdür.
Bu yüzden Cumhuriyet ile Beşiktaş arasındaki ilişkiyi anlatmak için uzun nutuklara da ihtiyaç yoktur aslında.
İki kelimenin ortak anlamlarına bakmak yeter.
Bağımsızlık.
Haysiyet.
Cumhuriyet bir milletin kendi kaderine sahip çıkmasının adıdır.
Beşiktaş da kendi tarihinde defalarca aynı şeyi yapmıştır.
Belki bu yüzden siyahla beyaz yan yana geldiğinde yalnızca iki renk görmeyiz.
Arasında bir memleket görürüz.
Ve belki bu yüzden, 29 Ekim geldiğinde Beşiktaşlı için mesele yalnızca Cumhuriyet'i kutlamak değildir.
Onu anlamaktır.
Onu korumaktır.
Onun değerlerine layık olmaktır.
Çünkü Cumhuriyet bu ülkenin yüz akıdır.
Beşiktaş da Cumhuriyet'in.
Cumhuriyetimizin 103. yılı kutlu olsun.
Başta Gazi Mustafa Kemal Atatürk ve silah arkadaşları olmak üzere, bu ülkeyi bize vatan yapan bütün kahramanlarımızı saygı, rahmet ve minnetle anıyorum.
Yaşasın Cumhuriyet.
Yaşasın Cumhuriyet'in yüz akı Beşiktaş.

Yorumlar
Yorum yazma kurallarını okumuş ve kabul etmiş sayılırsınız