Hayaller Masada Kaldı
Futbolda bazı transferler yalnızca bir futbolcunun bir kulüpten diğerine gitmesi değildir. Kimi zaman bir isim, bir formadan çok daha fazlasını taşır; bir şehrin heyecanını, bir camianın beklentisini, yıllardır biriktirdiği özlemi ve geleceğe dair kurduğu hayali beraberinde getirir. Mohamed Salah’ın Trabzonspor’a transferi de tam olarak böyle bir hikâyeye dönüştü. Trabzon’da yalnızca bir futbolcu karşılanmadı. Bir ihtimal karşılandı. Bir hayalin ete kemiğe bürünmüş hâliydi o kalabalık. Salah’ın açıklanmasının ardından dakikalar içerisinde binlerce formanın satılması, kulübün sosyal medya hesaplarının milyonlara ulaşması ve şehrin sokaklarında oluşan atmosfer, bir yıldızın futbol üzerindeki etkisini yeniden hatırlattı. Belki de asıl şaşırtıcı olan, Salah’ın Trabzonspor formasıyla ne yapacağından önce, Trabzonspor’un böyle bir ismi kendisine inandırabilmiş olmasıydı.
Ve tam da burada Beşiktaş’ın hikâyesi başlıyor. Çünkü Salah meselesi, Beşiktaş açısından yalnızca “bir futbolcuyu alamamak” meselesi değildi. Asıl kırgınlık, sürecin nasıl yönetildiğine dair oluşan soru işaretlerinde saklıydı. Günler boyunca taraftar Salah ihtimaliyle yaşadı. Sabah başka bir haber, akşam başka bir iddia, gece başka bir gelişme… Bir transferden çok, uzun süren bir bekleyişe dönüştü her şey. Taraftarın zihninde ihtimal büyüdükçe, ihtimalin gerçekleşmemesi de aynı ölçüde büyük bir boşluk yarattı.
Sonra o açıklama geldi: “Biz masadan kalktık.”
Cümle kısa olabilir. Fakat bir camianın zihninde bıraktığı yankı o kadar kısa değildi. Çünkü mesele masadan kalkmak değildi. Mesele, o masadan ne zaman kalkıldığıydı. Bir kulüp, ekonomik şartları uygun bulmayabilir. Bir futbolcunun maliyetini fazla görebilir. Bir transferden vazgeçebilir. Bunların hiçbiri futbolun doğasına aykırı değildir. Hatta bazen büyük kulüplerin büyüklüğü, her yıldızı almakta değil, alamayacağı oyuncuya “hayır” diyebilmekte saklıdır. Fakat taraftarın bilmek istediği şey şudur: Neden? Eğer ortada kulübün yapısına, ekonomik dengelerine veya transfer politikasına uymayan şartlar varsa, bunu açıkça söylemek çoğu zaman sessiz kalmaktan daha değerlidir. Çünkü futbol taraftarı yalnızca transfer beklemez. Taraftar, kendisine anlatılan hikâyeye inanmak ister.
Beşiktaş’ın yaşadığı asıl kırılmanın da burada olduğunu düşünüyorum. Süreç boyunca dile getirilen eleştirilerin merkezinde para kadar iletişim de vardı. Kritik bir transfer sürecinde kulübün nasıl pozisyon aldığı, ne söylediği ve ne zaman söylediği taraftarın güvenini doğrudan etkiliyor. Çünkü günümüz futbolunda transfer yalnızca sahada oynanmıyor. Transfer masada başlıyor, telefonlarda devam ediyor, sosyal medyada büyüyor ve nihayet taraftarın psikolojisinde tamamlanıyor. Bir ismi ortaya attığınız anda artık o oyuncu yalnızca sizin transfer listenizde değildir. Rakiplerin de radarındadır. Menajerlerin pazarlık aracıdır. Sosyal medyanın gündemidir. Taraftarın hayalidir. Ve bazen rakibin elindeki en güçlü silah, sizin söylediğiniz tek bir isimdir.
Bu yüzden Beşiktaş için bundan sonraki dönemde belki de en önemli şey daha fazla isim söylemek değil, daha az konuşup daha fazla iş yapabilmek. Salah, Vlahović, Brahim Díaz ve daha nice isim… Bunların her biri günlerce konuşulabilir. Fakat Beşiktaş'ın gerçek ihtiyacı bir transfer söylentisi değil, sahaya yansıyacak bir kadro. Belki de artık yapılması gereken şey çok basit: Konuşmayı bırakıp yapmak. Çünkü büyük kulüpler bazen en çok, sustuklarında konuşurlar.
Bir transferin gerçekleşmemesi dünyanın sonu değildir. Salah’ın Trabzonspor’u tercih etmiş olması da Beşiktaş’ın büyüklüğünden hiçbir şey eksiltmez. Aksine Trabzonspor’un böylesine büyük bir yıldızı Türkiye’ye getirmesi, Türk futbolunun uluslararası görünürlüğü açısından da dikkate değer bir olaydır. Bunu kabul etmek gerekir. Fakat kabul etmek başka, unutmak başka. Beşiktaş’ın yapması gereken ise bu hikâyeyi bir yenilgi anıtına dönüştürmemek. Çünkü futbolun en tehlikeli yanı, dünün sonucunu bugünün kaderi zannetmektir.
Bugün Salah yoktur, yarın başka bir yıldız olabilir. Bugün Trabzonspor’un sokaklarında 61 numaralı formalar çoğalır, yarın Dolmabahçe’de başka bir forma için aynı kalabalık toplanabilir. Futbol böyle bir şeydir.
Bir gün dünyanın en büyük yıldızlarından birini kaybettiğinizi düşünürsünüz; ertesi gün hiç beklemediğiniz bir oyuncu, hiç beklemediğiniz bir hikâyenin başrolüne dönüşür. Bu nedenle Beşiktaş’ın Salah dosyasını artık kapatması gerekiyor. Kızgınlık anlaşılabilir. Hayal kırıklığı anlaşılabilir. Hatta taraftarın “Neden?” diye sorması da sonuna kadar anlaşılabilir. Ama hiçbir kulüp, kendi geleceğini geçmişte gerçekleşmemiş bir transferin gölgesinde inşa edemez.
Beşiktaş’ın önünde yeni bir sezon var. Yeni maçlar, yeni rakipler, yeni oyuncular ve yeni hikâyeler var. Ve belki de bütün bu yaşananlardan çıkarılabilecek en önemli ders şu: Bir futbolcuyu kaybetmekten daha büyük kayıp, kendi hikâyenizi başkasının hikâyesine çevirmektir.
Trabzonspor bugün Salah’ın hikâyesini yazıyor. Beşiktaş ise artık kendi hikâyesini yazmak zorunda. Hem de bu kez daha sessiz, daha kararlı ve daha net bir kalemle.