Konsantrasyon Ne Zaman?
İki takım da maça beklendiği gibi başlarken, ev sahibi takım geriden oyun kurulumunda uzun paslar ve ani kontralarla etkili olmaya çalışırken, Beşiktaş önde baskılı oynamaya çalışarak ve rakip alanda pas yaparak başladı. Özellikle sağ kanadı yok hükmünde olunca da atakları genelde sol kanattan geliştirdi ve gol de Fenerbahçe maçında olduğu gibi bu kez rolleri değişen Rıdvan-Trossard ortaklığından geldi.
Beşiktaş maça neredeyse golle başlayacakken, Trossard’ın cömertçe harcadığı net gol pozisyonundan sonra, ilk yarı boyunca geriden oyun kurulumuna büyük destek veren çok iyi uzun toplar atan Agbadou’nun, ilk yarının sonlarına doğru bir kez daha yaptığı sarsak geri pası, VAR’da Türk “hakem” olsa neredeyse takımı 10 kişi bırakacak ve büyük ihtimalle maçın kaderini değiştirecekti. Ev sahibinin ilk yarı boyunca tek kayda değer net pozisyonunda Nubel gole izin vermezken, Trossard nihayet üçüncü net pozisyonunda ağları sarsarak ondan beklenen kritik skoru sağladı ve takımının devreyi önde kapamasını sağladı. Bunun dışında Beşiktaş adına saha içindeki manzaralar bir önceki maçtan çok farklı olmadı. Cerny girdiği tek pozisyonda temiz vuruşuna rağmen skoru bulamazken, bunun dışında 3. bölgede ayağına gelen her topu yine ezmeye, Murillo önünde Cerny varken yine ilk yarıda tek pozisyon haricinde hücumda etkisiz gözükmeye, Olaitan genelde maçların ilk yarılarında olduğu gibi çok “gevşek”, Vlahovic ise yalnızları oynamaya devam etti. İlk yarıda Beşiktaş adına yine maçın en etkili ismi bir önceki maçta olduğu gibi, hem defansif müdahaleleri hem de goldeki enfes asistiyle Rıdvan olurken, hemen peşinden hem golü atan hem de önceki maçlara göre çok daha sorumluluk alıp, bir ara sağ kanatta bile gördüğümüz son derece arzulu Trossard idi.
İlk yarının başında yapamadığını ikinci yarının başında nefis atak organizasyonunda, ceza sahasına koşu atan Ndidi ceza sahasını karıştırırken, Murillo temiz pasla bomboş Vlahovic’i, o da sağ ayağıyla fileleri bularak yaptı ve takımını oldukça rahatlattı. Ama bu rahatlığın boyutu biraz fazla olunca, gereksiz ve berbat geri pasları ve top kayıplarıyla Kasımpaşa’yı sürekli oyunda tuttu ve sonunda Kasımpaşa’ya golü getirdi ve çok rahat bitebilecek maçı sıkıntıya soktu. Zaten hocanın son maçlarda sık sık dile getirdiği konstrasyon sorunu pek anlaşılır gibi değil. Haftada bir ya da iki kez 90 dakikaya konsantre olunamıyorsa neye olunacak bunun özellikle bazı oyuncularla konuşulması gerekiyor.
Yenilen golün hemen ardından iyi bir pozisyon bulunsa da, Kasımpaşa’nın iki net şutunda ise yine Nubel maçın iyice krize girmesini önlemiş oldu. İlk yarının en kötülerinden Cerny’ yerine hemen devrede İlhan değişikliği yapmış olan Italiano, yine sahanın en kötülerinden Olaitan yerine Oh tercihini yine yaptı ve mücadele ve baskıyı diri tutmaya çalıştı ama yine yapılan ikinci yan ortada ikinci kafa vuruşu golle sonuçlandı. Golde yine topu vuran rakibin önünde en son olması gereken Rıdvan’ın olması ve stoperlerin ortada olmaması oldukça can sıkıcı bir defo olarak göze çarptı.
Kurulma aşamasındaki bir takım için doğal sayılabilecek bu tarz puan kayıpları normal olsa da, içten içe kurulan şampiyonluk hayalleri için oldukça ağır bir darbe oldu. Özellikle takımın bu seviyedeki tek net kanat oyuncusunun Trossard olması ve belirgin bazı alternatifsizlikler ile büyük hayaller kurmak zor. Devre arasındaki takviyelerin ne kadar yeterli olup olmayacağını zaman gösterecek ama, bazı futbolcuların kendini Barcelona oyuncusu sanması, ki bu kadar rahatlık onlar da bile yok, çözülmesi gereken en büyük sorun olarak gözüküyor.
İnsan ısıran, tükürükçü hocasının öğrencisi, Türk futbolunun gelmiş geçmiş en çirkin simalarından Emre Belözoğlu’nu bu şekilde sevindirmek hiç yakışmadı..